Both of us…

Both of us…
Shed tears born of our memories.
They became our silent words of farewell.

by J.P

Advertisements

İnsan Karşısındakinden Neler Bekler?

Genç arkadaşlardan gelen maillere bakınca böyle bir konuya değinmenin yararlı olacağını düşündüm.

Yeni yetişen nesil çok acıdır ki toplumsal kural ve kaideleri yeterince içine sindirememiş olarak büyüyor. Eskiden “ayıp” vardı sevgili okurlar. ve bence “ayıp” iyi bir şeydi. Çünkü bizim hal, hareket, davranış ve tavırlarınızı“öteki”ne göre ayarlamamızı sağlayan, bizi birbirimize karşı “saygılı”davranmaya yönelten bir süreçti.

Şimdilerde pek kalmadı. Eskilerin deyimiyle “ayıp”lar ortadan kalkınca, yine eskilerin deyimiyle “adap-ı muaşeret” diye bilinen ve hepimizin “görgü kuralları” diye adlandırdığımız, ortak yaşam kuralları da sanki yok olup gitmeye başladı hayatımızdan.

…şimdi bir “dobra dobra”lıktır almış başına gidiyor. Eskiden olduğu gibi nazik davranmayı unuttuk ve artık kimse “lafını çekmiyor(!)”… herkesin aklındaki ağzında…

Oysa ki… oysa ki beynimizde bazı süzgeçler vardır. İnsanın aklına geleni ağzından çıkarmaması gerektiğini bilerek büyümesi gerekir. Atasözlerimiz unutuldu, yaşam zorlaşmaya başladı gibi geliyor bana. Özümüze dönersek, kendi toplumsal bilinçaltımıza doğru gidersek, orada sosyal yaşamı kolaylaştıran, birinin diğerini zorlamadığı, yıpratmadığı keyifli bilgilerle karşılaşabiliriz.

Hatırlar mısınız bilmem… köşesinde oturan pamuk gibi yaşlı anneanneler olurdu. Çocuklar veya etraftaki gençler birbirlerini incitici sözler söylediğinde “Boğaz kırk boğumdur oğlum… hiii… ayıp… öyle her aklına gelen söylenmez yavrucum… bak üzdün ablanı…” diyerek tatlı tatlı engel olurlardı yeni yetişen nesillere. Ve onlara “bir sözü söylemeden önce, iki kez düşün” sistemini yerleştirirlerdi.

Eskiden, çok eskiden, bilim adamı veya insanlara tıbbı olarak yardımcı olmaya çalışan hocaların sinir hastası veya ruhsal olarak hasta olan kişileri nasıl ayırt ettiklerini okumuştum birkaç yıl önce bilimsel bir makalede. Size de söyleyeyim…

O dönemde öğrencilerine hasta insanı tanımlarken hocaları derlermiş ki: “Bak… şu insan hasta…(hatta o dönemin tabiriyle ‘deli’ diye tabir ederlermiş)

Öğrenciler merakla sorarlarmış: “Hocam! Nerden anladınız?”

Cevap kısa ve net: Baksanıza! Aklına geleni anında söylüyor. Beynindeki süzgeci kullanmıyor. Aklına geleni, hiçbir süzgeçten geçirmiyor, doğrudan karşısındakinin yüzüne her sözü söyleyebiliyor.”

Continue reading “İnsan Karşısındakinden Neler Bekler?”